28 Aralık 2016 Çarşamba

Kitap Yorumu: Yolcu (by Alexandra Bracken)

Orijinal Adı: Passenger
Yazarı: Alexandra Bracken
Çevirmeni: Özlem Özarpacı
Türü: Fantastik, Bilim Kurgu, Genç Yetişkin
Yayınevi: Parodi Yayınları
Baskı Yılı: Kasım, 2016
Sayfa Sayısı: 552

Mürekkep Kimin Elindeyse Kuralları Yeni Baştan Yazan Odur!

Etta, bir sabah kendini 1776 yılında, Atlantik’in ortasında buluverir. 


Neler olduğunu anlamaya çalışırken o güne dek bildiği ve yaşadığı hayatın bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. 


Annesi ondan çok önemli bir şeyi gizlemiştir: Zamanda yolculuk edebildiğini…
 

İkinci Dünya Savaşı Londra’sından 1599 yılına, Şam’a dek uzanan bu zaman yolculuğunda Etta, tüm insanlığın geleceğiyle  annesinin hayatı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Ve kesin olan tek bir şey vardır: Yüzyıllar ve kıtalar arasında yaptığı bu yolculuk sandığından çok daha tehlikelidir!
 

Bu kitabı sevgili İlkem (@ilkeminkitapligi) ile beraber okuduk. Yolcu onda hayal kırıklığı yaratsa da ben oldukça beğendim. Çünkü beklentilerim çok da yüksek değildi. Evet, kitap yurtdışında oldukça popüler oldu ve çok seviliyordu ama nedense böyle çok sevilen şeylere karşı hep bir kuşkum olur. Neyseki bunda beklediğimden iyi bir sonuç aldım.

Evet, kitap eğlenceli ve sürükleyici. Eğlenceli derken öyle bol bol gülüp, eğlendirmiyor tabii. Ama keyifli bir okuma sunuyor. 550 sayfa nasıl bitiyor anlamıyorsunuz bile.

Etta, zamanda yolculuk yapabildiğini keşfettiğinde kendini 1700'lerin Amerikasında bulur. Daha doğrusu oraya giden bir gemide. Varış noktaları ise New York'tur. Ironwood isimli bir adam onu kaçırtmıştır. Çünkü Etta'nın annesinde zamanda yolculuk konusunda işine yarayacak bir alet vardır. Bir usturlap. Bu usturlabın neden bu kadar değerli olduğu, neden onca zaman peşinde koşulduğu hikaye ilerledikçe ortaya çıkıyor. Ironwood, Etta'dan annesini rehin alıyor ve kadının yıllardır sakladığı usturlabı bulmasını istiyor. Etta annesini kurtarmak için büyük bir maceraya atılıyor, tabii yanında Ironwood'un hizmetkarı (ve daha birçok şeyi, okuduğunuzda anlayacaksınız) Nicholas'la beraber. Nicholas ve kız arasındaki etkileşim su götürmez bir olay. İkili yolculuk boyunca sıkı dost ve daha fazlası oluyor ama ikisinin de birbirinden sakladığı sırları var.

Yazar dönemden döneme, ülkeden ülkeye geçiş yapan karakterlerin bakış açısından o döneme ve günümüze ait pek çok insani konuya gönderme yapıyor. Bu açıdan dolu dolu bir kitap. Özellikle 1940 Londra'sı, 1600'lerin Şam'ı, Palmira'sı ve günümüz Suriye iç savaşı, 1700'ler ve 2000'lerin Amerika'sındaki ırkçılık olaylarına değinirken kullandığı tanımlamalar dikkat çekiyor. Ana karakterlerimizden Nicholas bir zenci ve 1700'lerde siyahi olmanın zorluklarını çekerken, Etta ona 2000'lerde de çok farklı bir hayat sunamayacağını düşünüyor. Haksız mı?

Genel olarak kurgu güzel, karakterler oldukça sevilesi, özellikle Nicholas. Etta'yı da sevmemek elde değil tabii. Ama o son hiç olmadı, fazla zorlamaydı bana kalırsa.

Ve ayrıca zaman yolculukları, bunların hangi doğrultuda, ne şekilde yapılabileceği, zamanda yapılacak değişikliklerin zaman çizgisinin bozulmasına nasıl, ne denli sebep olduğu yönündeki hemen hemen her şey kafa karıştırıcıydı. Evet yazar bunları açıklıyor ama bence yetersiz, tabii bunda çevirinin de etkisi olabilir. Zira yer yer cümleler o kadar uzundu ki okurken anlamakta zorlandım. Evet orijinal metin de böyle olabilir ama onları Türkçe'ye uygun ve anlaşılır bir şekilde çevirmek önemli.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder