3 Mayıs 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Herkesleşme | Tunç İlkman

Orijinal Adı: Herkesleşme
Yazarı: Tunç İlkman
Yayınevi: Destek Yayınları 
Türü: Romantik, Dram
Baskı Yılı: Kasım, 2016
Sayfa Sayısı: 160

"Zeyneb'le o akşam güzel bir parkta oturduk ve âşık olduk. Güzel bir parkta oturmak ve âşık olmak harika bir şeymiş. Küçük kesekâğıdından çıkardığım pişmiş kestanelerin kabuğundan kolayca ayrılan kısımlarını ona veriyor, tüylü zarını soyamadığım kırıntılarını ise kendi ağzıma atıyordum. İsimlerimizi henüz bilmiyorduk. Sorma gereksinimi de duymamıştık herhalde. Nasıl olsa öğrenecektik. Ve ben ilk başta bunu Zeynep olarak algılayacaktım. 'Yalnız sonu b ile' diye uyardığındaysa önümüzdeki senelerde ona 'Zeynebim' derken adını bozmayacak olmaktan büyük sevinç duyacaktım."

Herkesleşme aslında tam da adı gibi nihayetinde herkesleşen bir karakteri konu ediyor. Ömer, 30'larında bir çevirmen. Yerden yere vurduğu yayınevlerine Fransızca edebi çeviriler yapıyor. Hayattaki tek yakını babasını bir trafik kazasında korkunç bir şekilde kaybediyor. O günden sonra da hayatı tepetaklak oluyor. Ömer, sonunda kendi hayatına son vermeye karar veriyor fakat bunu yapmak o kadar da kolay olacak gibi görünmüyor. Çünkü bu, tek başına yapabileceği bir şey değil. Çünkü Ömer, tıpkı babası gibi kafası koparak ölmek istiyor. Gariplik daha o noktada başlıyor aslında. Ömer'in psikolojisi pek iyi değil. Adam intihar etmek istiyor, ne psikolojisi diyebilirsiniz ama bir şeyler göründüğünün de tersine gidiyor belli. 


Ömer, ölümüne yardımcı olması için "dolandırıcı" arkadaşı Harun'dan yardım istiyor. Adı üstünde adam dolandırıcı. Ömer'in bankada parası olduğunu öğrenince hemen yardımı kabul ediyor. Fakat bir şartı var; 30 gün. Otuz gün boyunca Ömer'den hayatın tadını çıkarmasını (yani paraları ezmeyi teklif ediyor) sonra hâlâ ölmek istiyorsa ona yardıma hazır olduğunu söylüyor. Ve her şey böyle başlıyor...

Aslında Tunç İlkman orijinal bir şeyler yazarak başlamış. Kitabın ilk yarısı çok iyi, kurgu güzel ama sonra o otuz gün araya giriyor ve Zeyneb mevzusu yeniden açılıyor. Açılsın tabii, azıcık aşk dramı olmadan olmaz diyor insan fakat iş bununla sınırlı kalmıyor. Saçma bir Türk film/dizisi kıvamına geliyor. Ve yazar bunların olacağını daha olaylar peyda olmadan belirtiyor aslında: "... de ölecekti," ama ona daha sonra geleceğiz. "...'le yeniden karşılaşacaktık," ama bekleyin sayın okuyucu... 

E bekleyelim bakalım. Beklerken de bir demli çay içelim bari. 

Ömer saf görünmesine rağmen aslında tam bir tilki. Harun'un neyin peşinde olduğunun farkında. O yüzden bu otuz günlük süreçte adamın başına olmadık işler açıyor (bu işlerin sonuncusunda kahkahayı koyvermeniz %100 garanti). Harun, Zeyneb, Zeyneb'in eski patronu derken, Ömer'in, Serdar Ortaç'a özenip "Hayat bana bunu neden yapıyorsun?!"a bağlamasına az kalıyor.

Tatmin edici miydi? Eh işte, ilk yarısını çok sevdim, ikinci yarısından, hele o Zeyneb'e yazılan mektubun cıvıklığından nefret ettim. Şans verin ama çok büyük umutlarla başlamayın derim.  




Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder